Rıfat SERDAROĞLU Blog Yazıları

BLOG YAZILARI

Rıfat SERDAROĞLU'nun kişisel sayfasına ulaşmak için

OLDU MU SAVCI BEY!
12 May, 2022 02:22

Tam 9 yıl 4 ay önce yazmışım altaki yazıyı!
Kılıçdaroğlu, 3 yıllık CHP Genel Başkanı idi. AKP’yi hırsızlıkla suçluyordu!
A. Babacan, Başbakan Yard. 17/25’in hırsız Bakanlarını saklıyordu!
A. Davutoğlu, Dışişleri Bakanı. Suriye belasını başımıza sarıyordu!
M. Akşener. MHP Mv idi. Bahçeli’nin elini öpüyordu!
Yıl 2022. Dört Başkan kolkola girdiler. Dördü de FETÖ’cu Savcı ve Yargıçların uydurduğu 28 Şubat davasında taraf oldular!
9 yıl 4 ay önce zindanda olan Atatürk’ün Ordusunun Kahraman Komutanların yaşları 74-90 aralığına geldi. Komutanlar yine ve hala zindandalar!
Aziz Türk Milleti, bu satırları hiç unutma! Kim dostun kim değil, ihtiyaç duyduğunda bakarsın! (DOĞRU Parti Genel Başkanı RS-12 Mayıs 2022)

Türk Ordusunu felç etmeyi hedefleyen düzmece dava silsilelerinin başladığı zamanda Başbakan Erdoğan; “Ben bu davaların Savcısıyım” demişti.
Şimdi, “Oralara gönderecek Komutan bulamıyoruz” diye şikâyet ediyor.
Sayın Erdoğan;
Ne yapacaksınız Komutanı? Bunlar darbeci değil mi? Bunlar senin “Seçsis Seçim Sistemi” ile oluşan iktidarını yıkmak isteyenler değil mi?
Camileri bombalayanlar, kendi uçağını düşürenler, avantadan maaşla yan gelip yatanlar bunlar değil mi? Mustafa Kemal’in Askerleri değil mi bunlar?
“Ne Mutlu Türküm Diyene” ilkesini benimseyip, kardeşin Huber Abdullah’ı sinir edenler bunlar değil mi?
Gerektiğinde bunların her biri seve-seve birer Kubilay olmaz mı?
Sakın bunlar için “iyilik” düşünme, Bülent abinin yüzüne nasıl bakarsınız sonra!
Ayrıca, oralar dediğin yer neresiyse; “Oralara gönderecek Komutan bulamıyoruz” şikâyetin de samimi değil.
Elinden gelse içeri attıklarını bin yıl orada tutacağını, kalanları da tutuklatacağını sen de, ben de adımız gibi biliyoruz.
İran İslam Devriminde Humeyni, İran ordusunda taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamıştı! Humeyni’nin yolunu niçin takip etmezsin hiç anlayamadım.
Sana kim laf edecek ki? Her dediğine “Baş üstüne” diyen Özel bir paşan var. Öcalan gibi, emrinde binlerce militanı olan “Barış Güvercinin” var.
Barzani gibi, “Onur Konuğun” ve on binlerce peşmergesi var.
Tarikatların var, Cemaatlerin var. Bu dostlarında hiç bitmeyen “Dolar”, hiç dinmeyen “kin” var.
Astığın astık, kestiğin kestik değil mi? Ne yapacaksın Komutanı?
Senin aklın her şeye erer. Memlekette Komutan yapacak adam mı yok?
15 yıl dağda kalıp Türk Askeri ile savaşan, oğlunu danışmanın, kendisini de milletvekilin yaptığın İhsan Aslan’ın emrine, Ramazan Akyürek ile Ali Fuat Yılmazer’i ver, gitsinler “oralara”, tertemiz yapsınlar!
Deniz Kuvvetlerine ise senin adamın olan İHH Başkanını getir. Belediyeden verdiğin Mavi Marmara gemisini İsrail’e kadar başarıyla götüren adam, TC’nin donanmasını mı yönetemeyecek?
Kara Kuvvetleri Komutanlığına ise hısmın ve Kanal 7’nin patronu Zekeriya Karaman’ı getir. Avrupa’nın her ülkesinden, içleri tıka basa para ile dolu bavulları kazasız belasız ülkeye getirtip, “Hırsızlar İmparatoruna” teslim eden adam, Türkiyelilerin ordusunu mu yönetemeyecek? Geriye Jandarma Komutanlığı kaldı. Orası için cin gibi biri lâzım. Bence oraya en uygun isim; Zahit Akman’dır. Her işin üstesinden geldiği gibi bunun da gelir.
Savcı Bey, bunların hepsini yapabilirsin ama sana bir hikâye anlatayım, istersen bir daha düşün. Türk Tarihi; Zalimleri, kul hakkı yiyenleri, kendi milletine ihanet edenleri, hele İslam’ın son Ordusu olan Türk Ordusuna tuzak kuranları asla affetmez.
(Torunu, dedesine sorar; “Dedeciğim, bir insanın ömrü ne kadar olur?.”
Dede gülerek; “Ezanla namaz arası kadardır, yavrucuğum” deyince torun;
“Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?” der.
Dede; “Evet yavrum. Ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır” diye cevap verir.
Torun; “Dedeciğim, ben anlayamadım, açıklar mısın?”
Dede şefkatle; “Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu.
O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? İşte o ezanın namazı kılındı mı? Torun; Kılınmadı.
Dede; O ezan, “Namazsız Ezan”dı.
İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur.
O da “Ezansız Namaz”dır. Aslında o namazın ezanı, insan doğunca okunmuştu kulağına. İşte yavrum, ömür dediğin Ezanla Namaz arası kadardır.)
Ne mutlu, kul hakkı yemeyenlere ve kendi milleti-kendi ordusu ile kavgalı olmayanlara…
Aksini yapanlara, bakın Musa Eroğlu nasıl sesleniyor;
Geçtim dünya üzerinden / Ömür, bir nefes derinden.
Bak feleğin çemberinden / Yolun sonu görünüyor!
Anladın mı Savcı Vatandaş?…
Sağlık ve başarı dileklerimle 28 Ocak 2013
Rifat Serdaroğlu
Not: Ankara ve Sivas seyahatimiz başladı. Pazartesi günü görüşmek üzere…
12 Mayıs 2022 RS
DOKUNULMAZ ÜMMETÇİLER
11 May, 2022 02:36

Ey Türk Gençliği,
Birinci vazifen Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. (Mustafa Kemal Atatürk)
Hiçbir faaliyetin, Türk Milli menfaatlerinin, Türk Varlığının, Devleti ve Ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk Milliyetçiliği, ilke ve devrimleri ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği ve Laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamaz.
Bu Anayasa, Fikir-İnanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, Türk Milleti Tarafından, demokrasiye aşık Türk Evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur. (T.C Anayasası Başlangıç Kısmı)
Biri Türk Devletinin Kurucu Önderi, diğeri Türk Milleti tarafından kabul edilmiş ve halen yürürlükte olan Anayasası tarafından, kendisini Türk Milletinin bireyi, T.C Devletinin bir vatandaşı olarak kabul eden herkesi bağlayan iki ulusal mesajdır!
Türkiye Cumhuriyeti, ABD tarafından yurtdışındaki malları-paraları yüzünden rehin alınmış Erdoğan’ın, günlük halüsinasyonları ile 20 yıldır uğraşıyor!
AKP yirmi yılda, her türlü kanunsuzluğu, ahlaksızlığı, soygunu yaptı.
Cumhuriyetimizin yukarıda sayılan değerlerini bilerek ve planlayarak tahrip etti.
Demokratik rejimin, Hukuk Devletinin, Laiklik İlkesinin üzerinde tepindi. Ekonomiyi soygunlarla, beceriksizlikle batırdı. Ortadoğu’nun ne kadar iti-uğursuzu-katili-hırsızı- sapığı-mikrop taşıyan pislikleri milyon-milyon katarlar halinde ülkemize sokulup, Türk Vatandaşlarını açlığa, sefalete, yoksulluğa attı.
AKP, sanki ülkemizin ve 84 milyon vatandaşımızın sahibi imiş gibi dilediği ihaneti yapıyor ama Türk Milletinin çoğunluğunu oluşturan “AKP Karşıtı Cephe” hiçbir eyleme geçmeden, AKP’nin bozduklarının düzeltilip düzeltilemeyeceğini tartışıyor!
Yıkan AKP, buna rağmen yerinde duran AKP, kendi hataları nedeniyle başkalarını suçlayan yine AKP! Ceremesini çeken Türk Milleti! AKP larvalarına kucak açan ve seyreden muhalefet! Sanki Siyasal, Ümmetçiler dokunulmaz varlıklarmış gibi!
Bu, çelişkiyi bu hakareti, bu ihaneti ve bu vurdumduymazlığı benim aklımın alması mümkün değil!
DOĞRU Parti olarak, yıllardır muhalefeti uyarmaya çalıştık. Bizi muhalefete muhalefet etmekle suçladılar. Ama dediklerimizin hepsi doğru çıktı.
Aziz Türk Milleti;
Bir iktidar, Anayasayı defalarca ihlal ederek, yasaları çiğneyerek, uluslararası yargı kararlarına uymayarak davranmakta ısrar ediyorsa, ona ülkede demokratik rejim varmış gibi muhalefet etmekle sonuç alamazsınız.
AKP’ye anladığı dilden konuşmak, anladığı şekilde davranmak, her türlü Anayasal ve Yasal direniş hakkımızı kullanarak, AKP’yi “Anayasal Sınırlar” içinde tutmak mümkün idi.
Çünkü Erdoğan sadece güçten ve paradan anlar. Bunu en son Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı davasının, para karşılığı katillere satmalarından anlıyoruz.
Papaz Brunson, Deniz Yücel olaylarından biliyoruz. “Katil Devlet” dediği İsrail ile anlaşmasından ve Filistin davasını satmasından hatırlıyoruz.
Başını CHP ve İYİP ’in çektiği muhalefet, eğer bizi dinleselerdi, AKP ilk başlarda durdurulabilirdi. Artık mümkün değil gibi görünüyor! AKP, ipini koparmış vahşi at gibi uçuruma doğru koşuyor! Sırtında da Türkiye’yi uçuruma sürüklüyor!
Çare nedir diyorsanız, söyleyelim!
Cumhur İttifakı ve yandaşları hariç, tüm ulusal güçler biraraya gelmelidir.
İKİ konuda geniş ittifak yapılmalıdır.
Birincisi, Türk Milletinin gönlüne sığacak CUMHURBAŞKANI ADAYI için ittifak!
İkincisi, Sandık ve Milli İrade Hırsızlarına karşı, SEÇİM GÜVENLİĞİ ittifakı!
İki ittifak, derhal seçim sloganıyla, Anayasal çerçevede her gün büyük mitingler yapmalı ve gerçekleri Türk Milletine anlatmalıdır.
Bu, Türk Milletinin son şansıdır. Bu birliktelik için AKP Larvaları, FETÖ ve Said-i Nursi’yi önder kabul edenler, ayıklanmalıdır.
Türk Milletinin her ferdi, Atatürk’ün ve Türk Milletinin emaneti olan Cumhuriyetimize sahip çıkmak zorundadır. Tıpkı Genelkurmay Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, MİT Başkanı, Emniyet Genel Müdürü gibi!
Türk Milleti adına bu devlet görevlilerinin her adımlarının takipçileri olacağız…
Sağlık ve başarı dileklerimle 11 Mayıs 2022
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
ELENA VE NİKOLAY ÇAVUŞESKU
10 May, 2022 03:46

Az sonra Devrim Meydanında konuşmasını yapmak üzere Diktatör Nikolay Çavuşesku eşi Elene ile sahneye gelecekti.
Meydanı dolduran halk çok öfkeli adeta barut gibiydi! Hani kibrit çaksan patlayacak denir ya, işte öyle bir şey. Mırıldanmalar öfke katsayısının arttığının ilk işaretleriydi!
Diktatör ve Eşi el ele sahnede belirdi, ve el sallayarak halkı selamladılar.
Diktatör; Bana diktatör diyorlar. Ben diktatör olsam bunu söyleyebilirler mi? Size diktatör nasıl olur göstereyim mi?
Eğer ben diktatör olsaydım, yargı böyle bağımsız olabilir miydi?
Dikta bir rejimde Yargı, Adalet mekanizması, mahkemeler, yargıçlar, savcılar bağımsız yargı erkinin değil, diktatörün toplumu ve muhalifleri sindirme aletleridir. Bu kurumları diktatör tayin eder, düzenler sonra da ülke
hukukunu bu hukuksuzluğa imkan sağlayacak şekilde yeniden tertip eder!
Bizde öyle mi? Bizde yargı tam bağımsızdır. Bakın size bir örnek daha vereyim;
Ben diktatör olsam, kimseye sormadan 10 milyon Tatar’ı, Romanya’ya kabul ederdim. Halbuki öyle mi yaptım? İşte kendisi burada! Kökü Tatar olan eşim Elena’ya sordum, sormadım mı Elena? Sordum.
Kimse numara yapmasın. Romanya’da herkes eşittir. Eşittir eşit olmasına ama bazıları daha eşittir. Onlar rejimin ve Saray’ın sadık bekçileridir.
Ben diktatör olsam, bir dönem ülkemizin güney doğusunda Tatar’lar kendi polis gücünü kurup kimlik kontrolü yapabilirler miydi? Vergi toplayabilirler miydi? Kendi mahkemelerini kurabilirler miydi? Siz diktatör görmemişsiniz!
Konuşmanın tam de burasında, Devrim Meydanını dolduran yüz binlerce Romanyalı hep bir ağızdan “Diktatör-Diktatör” diye bağırmaya ve ellerine geçen her şeyi sahneye fırlatmaya başladı.
Çavuşesku ve eşi, önce direndi ama kendi korumalarının bile halkla birlikte olduğunu görünce, önce parti binasına kaçtılar. Sonra da helikoptere bindiler ama yakalandılar!
Bir Askeri Mahkeme kuruldu, yargılandılar ve kurşuna dizilerek öldürüldüler.
Romanya halkı, sadece puf dedi, diktatör toz oldu, defoldu gitti!
Diktatör’ün çeşit çeşit Sarayları vardı. Hele bir “Bahar Sarayı” vardı ki, musluklar altın kaplama, halılar ipek, avizeler kristal idi. Eski İran Şahının Sarayı, diktatörün “Bahar Sarayının” yanında kümes gibi kalıyordu!
Bugün Saraylar, Romanya halkının ziyaretine açılmış durumda.
Saraylar duruyor ama diktatörün ve eşinin mezarlarının yerleri bilinmiyor!
2016 yılında bir Kaymakam, diktatörün mezarının Samsun’da olduğunu iddia etmişti. Hala mezarın nerede olduğunu bilen yok!
Bir klasik haline gelmiş olan, “Diktatörler yataklarında ölmezler, mezarları bile belli değildir” deyişi bir defa daha gerçekleşmişti.
Halkın Filozofu Bergamus’a sordum; Ne diyorsun bu işe, tarih tekerrür mü ediyor?
Dedi ki; Siz insanlar ders almazsanız, tarih daha çoook tekerrür eder.
Ders alacaksınız ders!
Anladık okumuyorsunuz, hiç olmazsa ozanlarınızı dinleseniz ya;
Geçinemiyoruz diyene gülüp geçerdin, gününü gün edip yiyip içerdin,Mizan terazisi kurulduğunda, ektiğin neyse onu biçeceksin!
Alma mazlumun ahını çıkar aheste, aheste Yaradan senin tahtını yıkar aheste, aheste…
Ya bizde böyle bir diktatör olsaydı? Ne yapardık acaba? İyi ki yok…
Not; Dünkü yazının başlığı Diktatör El-Beşir idi!
Sağlık ve başarı dileklerimle 10 Mayıs 2022
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
EL-BEŞİR!
9 May, 2022 02:59

Sudan’da, darbe ile işbaşına gelen El-Beşir, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından, 300 yüz bin insanın ölümünden, on binlerce kadının tecavüze uğramasından, 2,5 milyon insanın yurtdışına kaçmasından sorumlu tutuldu. 2011’de ülkesi bölündü, petrol gelirlerinin yüzde 75’ini, nüfusunun ise 4’te birini kaybetti ama 8 yıl daha iktidarda kaldı. Zulümle, baskıyla, dikta ile…
El-Beşir, ülkesindeki basın-yayın organlarının çoğunu ya kendi satın aldı ya damatlarına bağışladı. Artık gazeteler sadece El-Beşir ne derse basın onu yazıyor, televizyonlar sadece onu gösteriyordu!
El-Beşir’in ağzından ne çıkarsa o, kanun demekti!
Yargıçlar onun önünde eğiliyor, ne emrederse “Tamam” diyorlardı.
Sudan Ordusundaki generaller, komutan değil de “Emireri” gibiydiler!
Tesadüf eseri hepsi çok zengin olmuşlardı! Devletin helikopterlerini özel araçları gibi kullanabiliyorlardı!
El-Beşir, ülke arazilerini, adaları bile sattı. Türkiye olarak biz de arazi aldık.
Türk Tarımını en yüksek yere çıkarttığımız için biraz da Sudanlılara tarım öğretelim dedik…
El-Beşir, tüm basını kontrol altına aldığını sandığı anda, 3 gazetede çalışan gazeteciler rahat durmamaya başladılar. Arada bir El-Beşir’i hafiften eleştiriyorlardı! El-Beşir, bu gazetecileri önce telefonda ağlattı, sonra da sarayına çağırıp kallavi bir fırça atıp, ayar verdi…
Ertesi sabah ilk işi bu gazeteleri incelemek oldu. Üçünde de farklı resimler ve hikayeleri vardı.
Birinde küçük zavallı bir çocuk resmi, diğerinde bir fahişenin resmi, ötekisinde ise bir yangın resmi yayınlamışlardı! “Fırçayı yiyince akılları başlarına gelmiş demek ki” dedi ve gazeteleri bıraktı! O sırada, Sudan İstihbarat Başkanı olan General huzura geldi. (Bu kişi sonradan El-Beşir’i darbeyle devirecekti!)
Şu üç gazeteye bir de ben bakayım, dedi ve gazeteleri incelemeye başladı.
İnceleme sonunda, gazetelerin sırasını değiştirdi ve; “Başkan, burada size ağır hakaret etmişler” dedi!
El-Beşir, nasıl diye sorunca, bakın dedi; İlk gazeteyi gösterdi! (Yangın resmi), ikinciyi gösterdi! (Fahişe resmi), üçüncü gazetede ise çocuk resmi!
Hiçbir şey anlamayan El-Beşir, aptal-aptal bakıp yine sordu; Eeee?
General; Sırayla üç gazeteyi göstererek “Yaktın bizi o…pu çocuğu” diyorlar Başkanım, diye bağırdı…
Tuhaf yaratıklardır bu diktatörler;
Özelliklerinden bazıları, ruh ve akıl sağlıklarının bozuk olduğudur.
Çok gaddardırlar. Çocuğa, kadına, yaşlıya dahi acımazlar.
Bilim ve çağdaşlık, özgürlük ve çok seslilik, aykırı sesler ve eleştiri nefret ettikleri olgulardır.
Diktatörler, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, sonları aynıdır;
-Devrildikleri an hepsi çok zengindir ve evlerinde milyonlarca dolar vardır.
-Hiçbiri yataklarında can veremezler.
-Hiçbirinin mezarı yoktur…
Şimdi bana soracaksınız, nereden çıktı bu El-Beşir yazısı diye?
Sorunuza, soruyla yanıt verebilir miyim?
El-Beşir nerede biliyor musunuz?
Sudan mahkemesi El-Beşir’i “Yolsuzluk ve kara para aklamak suçlarından” iki yıl bir rehabilitasyon merkezinde çalışma cezasına çarptırdı!
El-Beşir ne yapıp edip, Sudan’daki yargıçları ikna etmişti, ama Uluslararası Ceza Mahkemesi peşini bırakmadı. El-Beşir’in kendilerine teslimini istedi.
Yeni Sudan yönetimi bu isteği kabul etti. Yakında UCM’de yargılanacak!
Sözün özü;
Emperyalist Devletlere köle olup, kendi vatanına ihanet edenler, “kullan at”
kağıt mendili gibidirler. İşiniz bitti mi, doğru deliğe süpürürler!
İnanmayan, Cüneyt Zapsu’ya sorsun…
Sağlık ve başarı dileklerimle 09 Mayıs 2022
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
ÇOK ZENGİN VE ÇOK SOYLU
8 May, 2022 04:01

Öyle ilginç bir atanmış İçişleri Bakanı var ki, bizzat kendisi güvenlik sorunu haline gelmiş! Adam T.C Devletinin bir Bakanı mı, bir Mafya Babası mı, aklını kaybetmiş bir meczup mu belli değil? Devletin kırmızı plakalı makam otosuna bindiğine göre Bakan olabilir!
Dostları olan uyuşturucu kaçakçıları ve dolandırıcılarla çekilen fotolara bakınca, dört dörtlük mafya babası!
Sözlerini alt alta yazıp okuyunca, bu sözleri söyleyenin, aklına sahip biri olduğunu kim iddia edebilir ki?
Ne diyor çok zengin, çok soylu Sülo;
“15 Temmuz’da YARIM KALAN İŞİMİZİ tamamlayacağız. Çok net söylüyorum. Kaos planı çıkaracaklar ya! Hepimiz bekliyoruz. Bak şuramızdayız.(Boğazını gösteriyor) Kaos planını yapacak cici arkadaşlarımızı bekliyoruz. Yeni Sorosları, yeni Soros’un Kavala’larını bekliyoruz!”
Buradan, Türk Tarihi önünde, Aziz Türk Milletine ve Cumhuriyet Savcılarına sesleniyorum; Bu kişi İçişleri Bakanı olarak kaldığı her an, ülkede kimsenin can-mal güvenliği yoktur. Kendi Milletini ölümle tehdit eden, Mafya Babalarının eğlencesi olmuş, uyuşturucu kaçakçılarının koruyucusu haline gelmiş bu kişi, bundan böyle Türkiye’de olabilecek can kayıplarının İKİ numaralı sorumlusudur. BİR numara ise bu kişiyi hala yerinde tutmakta ısrar eden kitabı olmayan ekonomisttir. (Biz bu işin kitabını yazdık. Diyor ama, ben bulamadım!)
15 Temmuz’un gerçeğini bizler çok net olarak biliyoruz.
Saatler öncesinden, Boğaziçi Köprüsü sırtlarına yerleştirilen keskin nişancılarla, insanlarımızı öldürtenleri biliyoruz.
Tüfeklerinde mermi olmayan Askeri Öğrencilerimizin, köprüde kafalarının kesildiğini biliyoruz.
TSK Envanterinde bulunmayan mermilerle insanlarımızın öldürüldüğünü biliyoruz.
TSK Envanterinde olmayan roketatarla, Saray’ın duvarına ateş edildiğini biliyoruz.
TBMM’nin, 15 Temmuz Raporunu yayınlatmadığınızı biliyoruz.
15 Temmuz’da YARIM kalan işleriniz nedir?
Hele bir anlat bakalım, lepiska saçlı çocuk!
Ülkeyi Tek Adam rejimine geçirdiniz. Laikliği, Hukuk Devletini, Cumhuriyet değerlerini yok ettiniz. Devletimizi kuran Atatürk’e ağır hakaretlerde bulundunuz. Türk olmaktan utandınız. Hazinemizi çaldınız, insanları yokluğa sefalete mahkum ettiniz! Daha ne yapacaktınız ki?
Sizin derdinizi de biliyoruz!
Başınıza gelecekleri ve seçilemeyeceğinizi bildiğiniz için, ülkede kaos çıkarıp, seçimden kaçmak istiyorsunuz. Suriyelileri, Afganları hangi amaçla getirdiğinizi biliyoruz!
Sakın hayal görmeyin! Sizler, Türk Milletini korkutarak koltuğunuzu muhafaza edeceğinizi mi zannediyorsunuz?
Eğer, aklınızı tamamen kaybeder de cinnet noktasına gelirseniz, devlet güçlerinin desteğinde Ortadoğulu iti-kopuğu Türk Milletine saldırtmaya kalkarsanız, karşınızda bizi bulacaksınız!
Biz kim miyiz? Biz AKP İktidarının açlığa, sefalete, yoksulluğa mahkum ettiğiniz (+65) yaşında olan yaklaşık 8 Milyon deneyimli Türk Vatandaşlarıyız.
Tüm emekli subay, astsubay, polis, bürokrat, öğretmen, işçi emeklisi ile zorbalığınıza direneceğiz…
Bir tek gencimizin burnu bile kanamayacak. Devlet, Cumhuriyet, Vatan, Atatürk düşmanı ümmetçilerle hesaplaşmayı, bizler yapacağız.
DOĞRU Parti olarak bu organizasyonu yapmak ve Türk Milletine duyurmak bizim işimizdir.
Bak çocuk;
AKP’nin cazgırlığını yapan bir eski HADEP’li, bir gencimize soruyor; Siz Suriye’ye iltica etseniz ve size böyle davranılsa nasıl karşılarsınız?
Gencimizin yanıtı muhteşem; “Efendi biz Türk’üz. Biz vatanımızı bırakmayız.
Ya özgür olarak yaşarız, ya da ölürüz!”
Bugün yaşadığımızın belalarımızın tümünün sorumluları Erdoğan-Binali-Davutoğlu-Babacan-Hulusi Akar-Hakan Fidan -Bahçeli ve AKP’li Bakanlar ve üst yöneticileridir.
Ne yaparlarsa yapsınlar, ne çeşit kumpaslar kurarlarsa kursunlar, ister Suriyelilere, ister Afganlılara, ister mafyalara güvensinler, Türk Yargısına hesap vermekten kaçamayacaklar!
Anladın mı çocuk? Hadi şimdi git de yarım kalan işini tamamla bakalım…
Sağlık ve başarı dileklerimle 08 Mayıs 2022
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
ANLAT BAKALIM SAĞIR PAŞA
7 May, 2022 02:45

Gençtiler. Sessiz, sakin, çekingen yapıda, fazla konuşmayan, yüksek sesle kahkaha atmayan birer ergen idiler. Çünkü yüksek sesle kahkaha atmanın günah olduğu (!) söylenmişti onlara.
Üç arkadaştan “abi” pozisyonunda olan Hulusi Akar idi.
Diğer ikisi ise, Tornacı Hamdi Ustanın oğlu Abdullah (lakabı Sakal Apo) ve Kokucu Muzaffer’in oğlu Fehmi (Kel Fehmi) idi!
Üçü, bir akşam 2,5 liraya en ucuzundan bir galon, halk dilinde adı “Köpek Öldüren” olan Dimitrokopulo şarabından alıp, Erciyes Dağı eteklerine gittiler ve demlenmeye başladılar.
Gençlik işte hem içtiler, hem de sohbete daldılar.
Birden öyle bir patlama oldu ki, sanki yer yerinden oynadı!
Durum sonradan anlaşıldı. Oturdukları yer Ramazan Topu atılan tepenin tam altıydı! 30 Ağustos Fener Alayları geçerken, görevliler top atışı yapıyordu!
İşte o an Hulusi’nin sağ kulağı, Sakal Apo’nun da sol kulağı gitmişti. Kaput yani!
O günden sonra üç arkadaş arasında Hulusi’nin adı “Sağır Paşa” olarak kaldı!
Sakal Apo’nun tam da Milli Bayramlarımıza denk gelen zamanlarda kulak ağrısı tutar ve Anıt Kabir’e gidemez di ya, işte bu yüzden! Lütfen yanlış anlamayın, yoksa Sakal Apo, sıkı Atatürkçüdür!
Hulusi ise, nefesi kuvvetli bir hocanın torpiliyle askeri okula girebildi!
Sınırlarımızı korumak Türk Ordusunun görevidir. Sınır nöbeti askerlikte “Namus” olarak kabul edilir. Namusunu nasıl koruyorsan, vatanın sınırlarını da aynı hassasiyetle koruyacaksın!
İnsanlarımız soruyor; Nasıl oldu da 10 milyona yakın insan sınırlarımızdan, pikniğe gider gibi ellerini kollarını sallayarak geçiyor? Bizim Kara Kuvvetlerimiz ne yapar? Sınırlarımız elek olmuş, gelen geçiyor!
İşte yukardaki olayı, insanlarımızı aydınlatmak için anlattım!
Arkadaşlar; Hulusi Paşa, sığınmacılar sınırlarımızdan sürüler halinde geçerken duymadı mı diye ısrarla soruyorsunuz?! Elbette duymaz, duyamaz, çünkü sonradan olma sağır kendisi!
Duysa müdahale etmez mi? Eder, eder! Dünyada, emekli olduktan sonra kendisine özel üniforma diktiren tek sivil olan Hulusi Paşa cesur adamdır.
Kafası bozuldu mu, kişiye özel helikopterine atlar, Sakal Apo’yu ziyaret eder! Esas acıklı olan, Hulusi Paşanın duymamasının yanında, görmemesidir!
10 milyon sığınmacı, askeri düzende uygun adım geldiler ve ülkemizin belli bölgelerine yerleştirildiler.
Mısır’daki Sağır Sultan’ın duyduğunu duymayan, çalgıcı Kör Baro’nun gördüğünü görmeyen, gözleri tavukkarası hastalığına yakalanmış yetkililerden kime ne hayır gelir bilmem ama Türk Milletine hayır gelmez…
Aziz Türk Milleti;
AKP’nin Suriye-Irak politikası, Erdoğan-Davutoğlu-Babacan-Hulusi Akar- Hakan Fidan ekibi ile ABD tarafından oluşturulmuştur. Bu inkar edilemez bir gerçektir. Sorumluları, ABD’nin emperyalist heveslerine boyun eğen bu kişilerdir.
Sığınmacılar olayı, sistemli bir istila eylemi ve ABD Başkanı Wilson’un “Türk’ün Anadolu’dan sürülmesinin” günümüzdeki planıdır.
Türkiye adım-adım bir kaosa, bir iç çatışmaya sürüklenmektedir. Süleyman Soylu adlı atanmış Bakan’ın sözlerine bakarsanız, AKP’nin niyeti çok açık olarak görülmektedir…
Bu konuda bildiklerimizi, yarın yazmaya çalışacağız!

Sağlık ve başarı dileklerimle 07 Mayıs 2022
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Size nasıl yardımcı olabiliriz?

Bize iletmek istediğiniz mesajlarınız için

Genel Merkez:
Cemal Nadir Sk. No: 20
06530 Çankaya - Ankara
Telefon: (+90) 312 438 20 20 pbx
FaKS: (+90) 312 438 20 22
Email: iletisim@dogruparti.org.tr

Sosyal medya hesaplarımız

Partimize üyelik sürecini tamamlayarak sen de aramıza katıl, unutma; sensiz bu vatan, bu millet bir kişi eksiktir.